Arabesk Radyo

Senaryonun en güçlü sahnesi, müzik olmadan sadece görüntüyle anlatılsa, izleyicinin kalbi çarpmaz. Ama bir çello sesi, bir davul vuruşu ya da bir piyano akordu geldiğinde, o an tamamen değişir. Müzik, sadece arka planda çalan bir ses değil; montajın kalbidir. Kesimler, müzikle eşleşir, müzik kesimleri yönlendirir. Bu ilişki, sinemanın en gizli, en güçlü dili.

Müzik, kesimi nasıl yönetir?

Bir filmde her kesim, bir nefes alınması gibi bir an. Müzik, bu nefesin ne kadar uzun ya da kısa olacağını söyler. Örneğin, bir karakterin gözlerindeki korkuyu göstermek için bir kareyi 2 saniye tutmak yerine, 4 saniye tutarsanız, izleyici sinirlenir. Ama eğer bu 4 saniye, yavaşça yükselen bir viyola sesiyle desteklenirse, korku derinleşir, bekleyiş gerilim kazanır. Müzik, zamanı manipüle eder. Kesimlerin hızını, duruşlarını, geçişlerini müzik belirler.

Alfred Hitchcock’un Psycho filminde, banyo sahnesi sadece 45 saniye sürer. Ama bu 45 saniye, 70’den fazla kesimden oluşur. Her kesim, Bernard Herrmann’ın çello ve viyola çalmasıyla tamamen senkronize. Kesimler, müzikteki vuruşlar gibi keskin, hızlı, sert. Müzik, izleyicinin gözlerini kesimlerin hızına bağlar. Burada müzik, görsel hızı değil, duygusal hızı kontrol eder.

Ritim, montajın dili

Her filmde bir ritim vardır. Bir aksiyon filmindeki ritim, bir romantik dramın ritminden tamamen farklıdır. Bu ritim, sadece oyuncuların hareketleriyle değil, müzikle şekillenir. Bir kamera hareketi, bir geçiş, bir kırılma - hepsi müzikle uyum içinde olmalıdır.

Christopher Nolan’ın Inception filminde, “BRAAAM” sesiyle başlayan sahneler, müzikle montajın tamamen birleştiğini gösterir. Bu ses, sadece bir etki değil; bir zamanlayıcı. Her kesim, bu sesin vuruşlarına göre dizilir. Müzik, kesimlerin ne zaman açılacağını, ne zaman kapanacağını, ne zaman hızlanacağını söyler. İşte burada müzik, montajın yöneticisi olur.

2019 yılında Joker filminde, Hildur Guðnadóttir’in bestesi, Joaquin Phoenix’in hareketlerini tamamen takip eder. Adım adım, nefes nefese, müzik, karakterin iç dünyasını dışa vurur. Bir adım atarken bir çello sesi yükselir. Bir duruşta, müzik durur. Bu, müzikle montajın birbirine bağlandığı en etkileyici örneklerden biridir.

Müzik yazılırken montaj belli midir?

Bazı yönetmenler, müzik için montajı tamamlar. Başka bazıları, müzikle montajı aynı anda geliştirir. En başarılı filmlerde, müzik ve montaj birlikte büyür.

Denis Villeneuve, Arrival filminde, Jóhann Jóhannsson’un müziklerini montaj sürecinin ilk haftalarında kullanır. Müzik, kesimlerin uzunluğunu, geçişlerin hızını, hatta kamera açılarını etkiler. Müzik, montajın bir parçası haline gelir. Bu yüzden, bazı kesimler, müzik olmadan tamamen boş kalır. Müzik, onlara anlam verir.

2023 yılında The Holdovers filminde, Mark Orton’un piyano eserleri, filmin yavaş tempolu akışına tamamen uygun. Kesimler uzun, hareketler sakin, müzik ise içsel bir durgunluk taşır. Burada müzik, montajı yavaşlatmak için değil, derinleştirmek için kullanılır. Her kesim, müzikle birlikte nefes alır.

Bir film montajcısı ve müzisyen, elleriyle müzik ve kesimleri birbirine bağlıyor.

Ne zaman müzik olmaz?

Her sahne müzik gerektirmez. Tam tersine, müzik olmaması, en güçlü etkiyi yaratabilir.

2021 yılında Sound of Metal filminde, ana karakterin işitme kaybı, müzikle değil, sessizlikle anlatılır. Müzik, sadece başlangıçta ve sonunda kullanılır. Aradaki zaman, sadece çevre sesleriyle - rüzgar, su, kalp atışı - doludur. Bu sessizlik, izleyicinin kulağını açar. Müzik olmaması, montajın en güçlü aracını gösterir: boşluk.

Benzer şekilde, 1917 filminde, uzun tek kesimlerle yapılan sahnelerde, müzik neredeyse hiç kullanılmaz. Sadece bir kez, karakterin düşmesiyle birlikte, küçük bir keman sesi yükselir. Bu tek ses, tüm film boyunca duyulan tek müzik. Ve tam o anda, izleyici ağlamaya başlar. Müzik, çok fazla kullanıldığında etkisini kaybeder. Az kullanıldığında, her notası bir çekiç olur.

Montajcı ile müzik yönetmeni arasındaki iletişim

Çoğu filmde, montajcı ve müzik yönetmeni birbirinden uzak çalışır. Montajcı, sesli bir versiyonla başlar. Müzik yönetmeni, o versiyonu görür ve ona göre besteler. Bu yöntem, işe yarar ama sınırlıdır.

En iyi sonuçlar, iki uzmanın birlikte çalıştığı durumlarda ortaya çıkar. Mad Max: Fury Road’da, Junkie XL ve Margaret Sixel, ilk haftalardan itibaren birlikte çalıştı. Müzik, kesimlerin hızını belirledi. Kesimler, müzikteki vuruşlara göre yeniden düzenlendi. Bir çekiç vuruşu, bir araba çarpmasını takip etti. Bir türbülans, bir kamera sallantısını tetikledi. Bu, müzikle montajın birbirini tamamlayarak bir organ gibi çalıştığı nadir örneklerden biri.

İşte bu yüzden, bazı film atölyelerinde artık “musical editing” adı verilen bir süreç var. Müzik, montajın ilk aşamasında deneysel olarak kullanılır. Montajcı, müzikle birlikte kesimler yapar. Müzik yönetmeni, montajın ritmine göre besteler. Bu, sadece bir işbirliği değil; bir sentezdir.

Bir çocuk yürürken her adımıyla bir müzik notu yükseliyor, sessizlik içinde duygular görünür oluyor.

Hangi müzik türleri montaja en iyi uyar?

Her film, kendi ritmine sahiptir. Ama bazı müzik türleri, özellikle montajla uyumlu çalışır.

  • Minimalist müzik - Philip Glass, Steve Reich gibi bestecilerin eserleri, tekrarlayan ritimlerle montajı destekler. Requiem for a Dream’da bu tür müzik, kesimlerin hızını artırmak için kullanılır.
  • Elektronik ritimler - Drive ve Blade Runner 2049 gibi filmlerde, elektronik sesler, kesimlerin sertliğini ve akışını kontrol eder.
  • Klasik orkestra - The Lord of the Rings gibi epik filmlerde, orkestra, büyük geçişleri ve duygusal yükselmeleri destekler.
  • İçsel enstrümanlar - Piyano, çello, keman gibi enstrümanlar, karakterin iç dünyasını yansıtmak için idealdir. Manchester by the Sea’de bu tür müzik, sessizliğin içindeki acıyı vurgular.

En etkili müzik, sesli değil, hissedilen müzik olur. İzleyici, müzikten neyin çaldığını hatırlamaz. Ama nasıl hissettiğini unutamaz.

İzleyiciye ne hissettiriyor?

Müzikle montajın amacı, izleyiciyi bir yerden başka bir yere götürmek. Bu yolculuk, duyguyla başlar, ritimle devam eder, kesimle tamamlanır.

Bir korku sahnesinde, müzik yavaş başlar, sonra hızlanır. Kesimler de aynı şekilde. Bir an, izleyici nefesini tutar. Bir an, kalbi çarpar. Bu, teknik değil, sihir. Ve bu sihir, sadece müzikle değil, müzikle montajın birleşmesiyle mümkün olur.

İşte bu yüzden, bir filmdeki en güçlü anlar, sesin koptuğu anda değil, sesin yeniden girdiği anda gelir. Bir kesim, bir notayla birleştiğinde, izleyici sadece izlemiyor; yaşayacak.

Müzik olmadan montaj etkili olur mu?

Evet, ama sınırlı. Sessizlik, güçlü bir araçtır ve bazı filmlerde (örneğin Sound of Metal) müzik olmaması, duygusal derinliği artırır. Ancak çoğu durumda, müzik, kesimlerin duygusal ağırlığını artırır, ritmini yönlendirir ve izleyicinin dikkatini kontrol eder. Müzik, montajın kalbi olur.

Montajcı müzik seçer mi?

Genellikle montajcı, geçici müzikler (temp track) kullanır. Bu müzikler, kesimlerin ritmini ve duygusal tonunu belirlemek için geçici bir araçtır. Ancak son müzik, müzik yönetmeni tarafından orijinal olarak yazılır. Montajcı, müzik seçmez ama ritmi ve duyguyu belirler.

Müzik ve montaj aynı anda mı geliştirilmeli?

En iyi sonuçlar, müzik ve montajın birlikte geliştirildiği durumlarda çıkar. Bu yöntem, "musical editing" olarak bilinir. Müzik, kesimlerin hızını, uzunluğunu ve geçişlerini etkiler. Bu sayede, müzik sadece eklenen bir unsurla değil, montajın bir parçası haline gelir.

Hangi filmlerde müzikle montaj en iyi birleşti?

Psycho (1960), Inception (2010), Joker (2019), Mad Max: Fury Road (2015) ve Arrival (2016) gibi filmlerde, müzik ve montaj birbirinin tamamlayıcısı haline gelmiştir. Her kesim, bir notayla eşleşir, her nota bir görüntüyle birleşir.

Müzik, kesimlerin hızını nasıl etkiler?

Müzik, ritmi belirler. Hızlı bir ritim, kısa ve sert kesimler gerektirir. Yavaş bir ritim, uzun, duraklayan kesimlerle uyumludur. Örneğin, bir davul vuruşu, bir araba çarpmasını tetikleyebilir. Bir çello sesi, bir karakterin duruşunu uzatabilir. Müzik, zamanın duygusal ölçüsünü verir.