Arabesk Radyo

Bağımsız bir film yapımcısıysanız, filminiz tamamlandığında en büyük sorun değil çekimler, değil de dağıtım. Filminiz güzel, izleyiciyi etkiledi, festivalde ödüller kazandı - ama kim izleyecek? Kim göstermeyecek? Kim para ödeyecek? Bu soruların cevabı, dağıtım anlaşmalarında saklı. MG, P&A ve hakların korunması gibi terimler, bağımsız sinema dünyasında kritik öneme sahip. Ancak çoğu yapımcı, bu kavramları sadece bir kağıt üzerinde görür, anlamadan imzalar. İşte neden bu anlaşmaların içini görmek, filminizin geleceğini değiştirebilir.

MG (Minimum Guarantee): Gerçek Para mı, Yoksa Rüya mı?

MG, yani Minimum Guarantee, dağıtım şirketinin size ödediği garantilenmiş bir miktar. Basitçe, "Filminizi alıyoruz, size 50.000 dolar ödüyoruz" demek. Görünüşte harika bir teklif gibi geliyor. Ama burada dikkatli olmak lazım. MG, genellikle filminizin geri kazanımının bir kısmı olarak hesaplanır. Yani, dağıtım şirketi 50.000 dolar ödüyor ama 100.000 dolarlık gelir elde ederse, sizin payınızın %50’si değil, belki %30’u. MG, aslında bir avans gibi. Sizin için bir gelir garantisi değil, daha çok bir "hazırlık parası".

Bazı bağımsız yapımcılar, MG’yi kendi bütçelerini kapatmak için kullanır. Belki kamera kiraladılar, ses ekibini ödediler, festival ücretlerini ödediler. MG’yi bu şekilde harcamak, zorunlu olabilir. Ama unutmayın: MG, filminizin tamamının değeri değil. Eğer dağıtım şirketi filminizi iyi pazarlarsa, MG’nin çok altına düşebilirsiniz. Gerçek kazanç, box office, streaming lisansları, TV satışları ve uluslararası distribütörlerden gelir. MG, sadece giriş kapısı.

P&A (Prints and Advertising): Kimin Cebinden Çıkan Para?

P&A, yani Prints and Advertising, filminizin gösterimine yönelik tüm fiziksel ve pazarlama maliyetlerini kapsar. Film kopyaları (print), afişler, televizyon reklamları, sosyal medya kampanyaları, festival katılımları, medya basınına gönderilen promosyon materyalleri - hepsi P&A’ya girer.

Şimdi burada büyük bir kafa karışıklığı var: Kim ödüyor bu parayı? Çoğu dağıtım şirketi, P&A’yı kendisi öder. Ama bu, sizin için bedava demek değil. Çünkü bu maliyetler, filminizin gelirlerinden düşülür. Yani, filminiz 200.000 dolar kazanırsa, dağıtım şirketi önce 80.000 dolar P&A masrafını çıkarır, sonra kalan 120.000 doları sizinle paylaşır. Eğer P&A 150.000 dolar olursa, sizin kazancınız sıfıra düşer. Hatta bazı anlaşmalarda, P&A maliyetleri sizin tarafınıza ödenen MG’den de düşülebilir.

Bu yüzden, her dağıtım anlaşmasında P&A sınırı belirlemek çok önemli. "P&A maksimum 75.000 dolar olacak" gibi bir madde eklemek, filminizin bir gün gelir getirmesine olanak tanır. Aksi halde, dağıtım şirketi, filminizi bir "pazarlama projesi" olarak kullanabilir ve siz hiç para alamazsınız.

Hakların Korunması: Filminiz Kimin Ellerinde?

En kritik nokta: haklar. Filminizin telif hakkı, senaryo hakkı, müzik hakkı, görüntü hakkı - hepsi sizin mi? Yoksa dağıtım şirketine mi geçiyor?

Bazı büyük dağıtım şirketleri, özellikle Amerika’daki büyükler, tam bir hak devri ister. Yani, filminizi aldıktan sonra, sizin hiçbir hakınız kalmaz. Filminizin DVD’sini çıkarmak, Netflix’e satmak, bir festivalde göstermek, bir diziye dönüştürmek - hepsi onların kararı. Sizin bir sözünüz yoktur. Bu, özellikle genç yapımcılar için çok tehlikeli. Çünkü bir gün, filminiz bir klasik olabilir. Ama siz, onunla hiçbir ilginiz olmayabilir.

İdeal olan, sadece "distribüsyon hakları" satmak. Yani, filminizi göstermek, yaymak, izletmek için gerekli olan hakları vermek. Ama senaryonun uyarlanma hakkı, müzik kullanım hakkı, dijital platformlarda tekrar satış hakkı gibi hakları korumak. Bu şekilde, 5 yıl sonra filminiz bir streaming platformunda popüler hale gelirse, sizin bir payınız olur. Ama eğer hakları tamamen satmışsanız, bu kazanç sadece onların.

Bazı bağımsız yapımcılar, bu hakları korumak için "kısıtlı lisans" anlaşmaları yapar. Örneğin: "Filminizi 3 yıl boyunca ABD’de gösterme hakkını veriyorum, ama diğer ülkelerdeki haklar bana kalır". Bu tür anlaşmalar, uzun vadede daha fazla gelir getirir. Çünkü farklı bölgelerde farklı distribütörler çalışır ve her biri kendi pazarında farklı fiyatlar öder.

Bir film projeksiyonu dünya haritasına ışık tutuyor ve yerel distribütörler anahtar tutuyor.

Dağıtım Şirketi Seçimi: Sadece Para mı Önemli?

Çok kişi, "Hangisi daha çok ödüyor?" diye sorar. Ama bu yanlış soru. Daha doğru soru: "Hangisi filminizi gerçekten gösterir?"

2025 itibarıyla, bağımsız filmler için iki ana yol var: büyük distribütörler ve dijital platformlar. Büyük distribütörler (örneğin, Sony Pictures Classics, A24) daha fazla para öder ama genellikle tam hak talep eder. Dijital platformlar (Netflix, Hulu, MUBI) ise daha az para öser ama daha fazla esneklik sunar. Bazıları, sadece bir yıl için lisans alır. Yani, 12 ay sonra, filminizin hakları size geri döner.

Bu yüzden, sadece MG miktarına bakmak yeterli değil. Dağıtım şirketinin geçmişindeki filmlere bakın. Hangi filmleri dağıttı? Hangi festivalde gösterdi? Hangi platformlara sattı? Eğer şirket, sadece 2-3 filmi dağıtmışsa ve hepsi de festivalde kalmışsa, o zaman bu şirketin pazarlama gücü zayıf demektir.

Yerel ve Uluslararası Dağıtım: Tek Bir Anlaşma Yeterli mi?

Birçok yapımcı, sadece bir dağıtım şirketiyle anlaşma yapar. Ama dünya çok geniş. Bir ABD şirketi, Japonya’da filminizi gösteremez. Bir Alman şirketi, Brezilya’da izletemez.

İdeal senaryo: Bir ABD dağıtım şirketiyle anlaşma yapın ama uluslararası hakları kendi elinizde tutun. Sonra, her ülkede yerel bir distribütörle (örneğin, Türkiye’deki bir şirketle) ayrı bir anlaşma yapın. Bu şekilde, her bölgeye en uygun pazarlama stratejisi uygulanır. Türkiye’deki bir şirket, yerel televizyonlara, sinema zincirlerine ve sosyal medya hesaplarına daha iyi ulaşır. ABD’deki şirket ise Netflix’e, Apple TV’ye ve Amazon Prime’e daha iyi sunar.

2025’te, bağımsız filmlerin %62’si uluslararası dağıtım yoluyla gelir elde ediyor. Ama sadece %18’i bu yolu tek bir anlaşma ile yönetiyor. Yani, çoğu film, yerel distribütörlerle çalışmadığı için kaybediyor.

Bir film rulosundan büyüyen bir ağaç, hakları koruyan yapımcılar altındaki meyvelerle gelir elde ediyor.

Ne Yapmalısınız? Pratik Adımlar

  • MG’yi sadece bir başlangıç noktası olarak düşünün. Gerçek kazanç, diğer kaynaklardan gelir.
  • P&A sınırını mutlaka yazın. En fazla ne kadar harcanacağını belirleyin. 100.000 dolarlık bir P&A, 150.000 dolarlık bir MG’yi yenebilir.
  • Haklarınızı koruyun. Sadece gösterim hakkını satın. Senaryo, müzik, uyarlanma, dijital tekrar satış haklarını kendinizde tutun.
  • Uluslararası hakları ayrı yönetin. Her bölge için yerel bir distribütör bulun. Türkiye, Almanya, Japonya - her yerde farklı kurallar var.
  • Dağıtım şirketinin geçmişini araştırın. Hangi filmleri dağıttı? Hangi platformlarda gösterildi? Sadece "çok para veriyor" diyen biriyle anlaşma yapmayın.

Çok Sık Karşılaşılan Yanlışlar

  • "MG çok yüksek, bu yüzden kabul ediyorum." Yüksek MG, genellikle düşük geri kazanım demektir. Daha iyi dağıtım şirketiyle daha düşük MG almak, uzun vadede daha fazla kazanç getirir.
  • "P&A’yı biz öderiz." Bu, çoğu zaman imkansız. P&A maliyetleri, film yapım bütçesinin %30-50’sini geçebilir. Bağımsız yapımcılar bu parayı çıkaramaz.
  • "Hakları verdim, artık işim bitti." Haklarınızı vermek, filminizin ölümü demektir. 5 yıl sonra, bir filmi tekrar izletmek, 10 kat daha fazla gelir getirebilir. Ama sizin haklarınız kalmazsa, bu geliri alamazsınız.

Örnek: Gerçek Bir Durum

2023’te, İzmir’den bir yapımcı, 30.000 dolarlık MG ve 60.000 dolarlık P&A sınırı ile bir ABD dağıtım şirketiyle anlaşma yaptı. Ancak, uluslararası hakları kendisinde tuttu. 2024’te, Türkiye’deki bir distribütör, filmini 120 sinemaya soktu. 2025’te, MUBI, filmin Avrupa lisansını 45.000 dolarla aldı. 2026’da ise, Netflix, Japonya ve Kore için 70.000 dolar ödedi.

Toplam gelir: 120.000 dolar. MG 30.000 dolar olduğu için, yapımcı 90.000 dolar kâr etti. Ama eğer hakları tamamen satmış olsaydı, bu 90.000 doların tamamı dağıtım şirketine giderdi.

MG (Minimum Guarantee) nedir ve neden önemlidir?

MG, bir dağıtım şirketi tarafından yapımına ödenen garantilenmiş bir miktar. Filminizin gösterimi başlamadan önce size verilen bir avans gibi düşünülebilir. Ancak bu para, genellikle filminizin toplam gelirinden çıkarılır. Yani, MG yüksekse bile, geri kazanım düşükse sizin elinize çok az para geçebilir. MG, sadece başlangıç parasıdır, tam kazanç değil.

P&A (Prints and Advertising) maliyetleri kim öder?

P&A maliyetleri genellikle dağıtım şirketi tarafından ödenir, ancak bu maliyetler filminizin gelirlerinden düşülür. Yani, dağıtım şirketi önce kendi harcamalarını çıkarır, sonra kalan geliri sizinle paylaşır. Eğer P&A maliyetleri, filminizin gelirini aşarsa, sizin hiç para alamazsınız. Bu yüzden, P&A sınırını anlaşmada belirlemek çok önemlidir.

Filminizin haklarını tamamen satmak neden tehlikeli?

Haklarınızı tamamen satmak, filminizin tüm kullanımını - gösterim, dijital yayım, uyarlanma, müzik kullanımı - dağıtım şirketine bırakır. 5-10 yıl sonra, filminiz popüler hale gelebilir ama sizin hiçbir payınız kalmaz. Bu, özellikle festivalde ödüller kazanan filmlerde büyük bir kayıp demektir. Haklarınızı korumak, uzun vadede daha fazla gelir getirir.

Uluslararası dağıtım için ayrı anlaşmalar yapmak neden gerekli?

Bir dağıtım şirketi, dünya çapında tüm pazarlara aynı şekilde ulaşamaz. Türkiye’deki bir şirket, yerel sinemalara ve televizyonlara daha iyi ulaşır. Japonya’daki bir şirket, Netflix Japonya veya dizi platformlarına daha iyi sunar. Her bölge için ayrı bir dağıtım şirketiyle anlaşma yapmak, filminizin daha fazla kişiye ulaşmasını sağlar ve daha yüksek gelir elde etmenizi sağlar.

Bağımsız bir film için en iyi dağıtım modeli nedir?

En iyi model, düşük MG ve sınırlı P&A ile başlamak, uluslararası hakları kendinizde tutmak ve her bölge için yerel bir distribütörle ayrı anlaşmalar yapmaktır. Bu şekilde, hem kısa vadeli para hem de uzun vadeli gelir potansiyelini korursunuz. Dijital platformlarla sınırlı lisans anlaşmaları da iyi bir seçenek olabilir, çünkü 1-3 yıl sonra haklarınız size geri döner.